05 Ekim 2026 - Pazartesi

. KOLLEKTİF BİLİNÇ

.

Yazar - Gölge Adam
Okuma Süresi: 6 dk.
Gölge Adam

Gölge Adam

-
Takip EtGoogle News
Tarihte batmış, yok olmuş devletler önce içerde çürüdüğü için sonra dışardan yapılan savaş gibi müdahalelerle kolayca yıkılmıştır. İçerde kale sağlamsa düşman size zaten dost gibi yaklaşmak zorunda kalacaktır. Ülke içinde belediyeler olmadan köyler, ilçeler ve iller kalkınamaz, büyüyemez, zenginleşemez, refaha kavuşamaz ve modern hayat standarlarına ulaşamaz. Belediyelerde ki yolsuzluk milli felakettir, yüzlerce fabrika sahibi holdinglerin vergi kaçırması milli felakettir, her yıl milyarlarca dolar kara para aklayarak vergi kaçırmak milli felakettir, çeteler üzerinden esnafı haraca bağlayarak ticareti engellemek milli felakettir, rüşvetle devlette iş yapmak, rüşvetle ihale almak, rüşvetle bina yapmak için kamu arazilerine çökmek, rüşvetle kanunsuzluğun önünü açmak milli felakettir, siyaseti zenginlik kapısı yapmak milli felakettir, cezasızlık algısı ise daha da kötüsü olan milli çöküştür yani arsıza, uğursuza, hırsıza, haine, ahlaksızlığa cesaret vermektir, ülkede kamunun tüm hazineleri babanızın malı gibi size serbest demektir, devletin imkanlarını kullanarak istediğiniz gibi özgürce sömürün demektir. Şimdi Türkiye de olup biten yolsuzlukların, ahlaksızlıkların hikayesi de bir kere yol vermekle başlıyor ve donunuza kadar soyulduğunuz ana kadar ne yazık ki kimse uyanamıyor. Bir ülke düşünün ki 1980 lerde genelev patronu yüzlerce fabrika sahibi olan holding patronlarından daha fazla vergi vererek Vergi Rekortmeni oluyor ve bu durum devletten vergi kaçırmanın en kesin ispatıdır ama kimse umursamıyor, bir türkücü kasetleri çok sattığı için vergi rekortmeni oluyor yüzlerce fabrikası olan işadamlarını geride bırakıyor bu da vergi kaçırmanın en kesin ispatıdır ama kimse umursamıyor, magazin haberi gibi okuyup devletin ve milletin donuna kadar soyulmasına gülüp geçiyorlar, hiç kimse kaçırılan vergilerin hesabını soramıyor ve hiç kimse arsızlar kadar cesur davranamıyor ve hiç kimse kimse devletin ve milletin istikbaline sahip çıkamıyor, rüşvet ağı her yanı sarmış gibi bir manzara var ama herkes sadece manzarayı seyredip unutuyor. Günümüzde medyada her gün çıkan artık olağan hale gelen günlük yolsuzluk, kara para aklama, dolandırıcılık, rüşvet, tecavüz, uzun kuyruklu metres tutmak ve hırsızlık hikayelerinin manzarasını seyrediyoruz ve halka değil nefsine hizmet eden ahlaksız yetkililerin halkı donuna kadar soyduktan sonra bir DON FELAKETİ yaşandıktan sonra Ne Oluyoruz diyerek bir uyanışın yıllar sonra nihayet gerçekleştiğini, arsızlardan daha cesur vicdan sahiplerinin ortaya çıktığını devlete ve millete sahip çıktığını görüyoruz. Sıra donumuza kadar gelmeden uyanmak için hayatımızdaki ve doğadaki bütün değerlerimizi ve kanunlarımızı kimseye bir kere bile yol vermeden ve bir kere bile taviz vermeden duyarlı ve vicdanlı davranarak her zaman korumalıyız, sahip çıkmalıyız. Manzarayı seyredip bir kereden bir şey olmaz diyenler etkili ve yetkili olduğu sürece bu ülkede Don Felaketi hikayeleri hiç bitmez ve niye ülke olarak bu kadar fakiriz, fakirlik kader mi diyerek halkın yaşadığı dramı anlatan türküler yakar, karalar bağlayıp, fukaralıktan nasır bağlamış kederli halimize ağlamaya devam ederiz. Sanat tarihçisi ve Ordu milletvekili prof. dr. İbrahim Ufuk Kaynak bir tv programında anlatıyor. Avrupa da katıldığı tarih konferansında konferansı veren avrupalı tarihçiyle Türkiye hakında konuştuğunu anlatıyor ve avrupalı tarihçi bana " Siz Türkler yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla çok zengin olan Anadolu da çok fakir yaşayan ve batıdan sürekli borç para isteyen zavallı dilencilersiniz" dediği zaman çok utandım diyor. Doğruları içerde her zaman okkalı bir tokat gibi suratımıza vurarak anlatan, devletine ve milletine her zaman sahip çıkan cesur aydınlarımız ve kamuda görevli yetkili ve etkili insanlarımız olsaydı yeraltı kaynakları fakir ama kendisi çok zengin olan avrupadan çok daha fazla güçlü ve zengin olurduk. Doğruların konuşulmadığı ve konuşulmasına, anlatılmasına izin verilmediği, her şeyin yalanla çarpıtıldığı bir ülkede o milletin Kollektif Bilinci zayıflar ve Sistematik Duyarsızlaştırma gerçekleşir sonrada ülkeyi ve milleti donuna kadar soyarlar kimsenin ruhu bile duymadan osmanlı devletinin son üç yüz yılı gibi devletin içindeki devşirmeler tarafından sömürü yüzyıllar boyu sürer ve ülkenin ve devletin çöküşü kaçınılmaz hale gelir. Okullarda ki tarih kitaplarımız yunan zulmünden başlayarak yaşadığımız tüm acıları bize öğretseydi batı hayranı körlük bilinciyle yaşayan uyuşuk ve tembel nesiller yerine vatanı, milleti ve namusu bir daha düşman eline düşmesin, düşmanın içerdeki işgaliyle çöküş, yıkılış, yolsuzluk, hırsızlık ve fakirlik bir daha yaşanmasın diye var gücüyle çalışan nesiller yetiştirebilirdik. Atom bombası felaketini okullarda ve müzelerde ilkokul çocuklarının hafızasına işleyen ve atom bombası felaketini bir daha yaşamamak için düşmanımızdan daha güçlü olmalıyız anlayışını Kollektif Millet Bilincine aşılayan japonlar gibi her alanda çok çalışkan ve ülkesine ve devletine her zaman sahip çıkan çok duyarlı bir millet olmayı başarabilirdik. Kollektif Bilinç duyguda, düşüncede ve doğru bilgide ortak bir paydada buluşmakla gerçekleşir. Yalan ve İftira Rüzgarlarında savrulup bin parçaya bölünenler millet olamazlar, birbirlerine düşman olurlar ve dağılıp yok olurlar. ... Alıntıdır...
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları