21 Nisan 2026 - Salı
DEVLETİN CİDDİYETİ EKRANLARDA HARCATILAMAZ
.
Yazar - Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
Okuma Süresi: 5 dk.

Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
-
Televizyonu açıyorsun.
Karşına ne çıkıyor?
Bağıranlar.
Çağıranlar.
Birbirinin üstüne yürüyenler.
Mahremi ortaya dökenler.
Aileyi reytinge çevirenler.
Acıyı gösteriye dönüştürenler.
Adına da “gündüz kuşağı” diyorlar.
Kusura bakmayın.
Bu, sadece televizyon yayını değil.
Bu, toplumsal yorgunluk üretim merkezidir.
Devlet dediğin ciddiyettir.
Devlet dediğin ağırlıktır.
Devlet dediğin, stüdyo ışıkları altında rol kesmez.
Ama bakıyorsun...
Öyle bir yayın düzeni kurulmuş ki, sanki ekranlar devlet kurumlarının önüne geçmiş.
Sanki stüdyoda kurulan hava, hukukun üstündeymiş gibi.
Sanki kamu otoritesi, reklam arasıyla yarışıyormuş gibi.
Olmaz.
Olmamalı.
Devletin itibarı, reyting masasında tartışılamaz.
Adalet, kamera açısıyla kurulamaz.
Kamu ciddiyeti, gerilim müziğiyle verilemez.
Mesele sadece birkaç program da değil.
Mesele daha büyük.
Mesele şu:
Bu yayınlar yıllardır sadece program yapmıyor.
Toplumun dilini bozuyor.
Aile içi ilişkiyi bozuyor.
Nezaketi bozuyor.
Utanma duygusunu aşındırıyor.
Saygıyı küçültüyor.
Kabalığı sıradanlaştırıyor.
Sözde yarışma... Ama özünde laf sokma.
Sözde çözüm... Ama özünde teşhir.
Sözde aile... Ama özünde kavga.
Sözde samimiyet... Ama özünde ölçüsüzlük.
Milletin evine her gün aynı zehir pompalanıyor.
Daha çok kavga. Daha çok dedikodu. Daha çok ifşa. Daha çok gerilim. Daha çok hadsizlik.
Sonra ne deniyor? “Halk bunu izliyor.”
İyi de...
Halkın izlemesi, her şeyi doğru yapmaz.
Çok izlenmek, temiz olmak değildir.
Reyting almak, faydalı olmak değildir.
Gündemde olmak, topluma iyi geldiği anlamına gelmez.
Bakın...
Bir toplum bir anda çökmez.
Yavaş yavaş aşınır.
Önce dili bozulur.
Sonra üslubu bozulur.
Sonra saygı kaybolur.
Sonra mahremiyet değersizleşir.
Sonra ayıp duygusu zayıflar.
Sonra kabalık normalleşir.
Sonra herkes birbirine şüpheyle bakmaya başlar.
Asıl tehlike budur.
Çünkü ekran sadece göstermiyor.
Öğretiyor.
Alıştırıyor.
Normalleştiriyor.
Sen her gün kavga izletirsen, kavga normalleşir.
Her gün teşhir izletirsen, mahremiyet küçülür.
Her gün ekranı mahkeme yerine koyarsan, devletin ağırlığı hafifler.
Böyle yayıncılık olmaz.
Olmamalı.
Özgürlük başka şeydir.
Sorumsuzluk başka şeydir.
Elbette yayın özgürlüğü vardır.
Ama kamu yararı da vardır.
Aileyi koruma, toplumsal ruh sağlığını gözetme zorunluluğu da vardır.
Kimse bu meseleyi “kumandayı değiştir geç” diye hafife almasın.
Çünkü mesele sadece izleyenin tercihi değil.
Mesele, memleketin ortak iklimi ve devlet ciddiyetini ne kadar koruyabildiğimizdir.
Buradan açık açık çağrı yapıyorum.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan...
Siz ki yıllardır "güçlü aile, güçlü Türkiye" vizyonuyla bu milletin manevi değerlerine kalkan oldunuz. Siyasi hayatınızı bu toplumun temel taşlarını sağlamlaştırmaya adadınız. Eğer bu ülkenin aile yapısını korumaktan söz ediyorsak, buyurun, tam yeri burasıdır. Aile mahremiyetini aşındıran, kabalığı yaygınlaştıran, toplumsal sinir sistemini bozan bu yayın düzenine karşı o bilindik, güçlü ve kararlı iradenizi gösterin.
Sayın Devlet Bahçeli...
Siz ki devletin bekasını, milletin birliğini ve Türk örfünü her daim her türlü hesabın üstünde tuttunuz. Devlet terbiyesinin ve ciddiyetinin en sarsılmaz kalesisiniz. Toplumsal çözülme, milli bünyeyi içten içe yoran en tehlikeli süreçlerden biridir. Aileyi, toplumsal ahlakı ve devletin kamusal ciddiyetini örseleyen bu ekran düzenine karşı o sarsılmaz ağırlığınızı koyun, o milli tavrınızı gösterin.
Sayın Özgür Özel...
Siz ki halkın sesini meydanlara taşıyan, toplumsal adaleti ve hakkı savunan dinamik bir muhalefetin liderisiniz. Cumhuriyetin kurucu partisinin genel başkanı olarak toplumsal aydınlanmanın savunucususunuz. Muhalefet sadece ekonomi konuşarak yapılmaz. Toplumun kültürel çürümesine, aile hayatının teşhir edilmesine, ekran zorbalığının normalleşmesine karşı da net söz söylemek gerekir. Bu meseleye açık bir demokratik toplum ve kamusal ahlak meselesi olarak güçlü bir şekilde sahip çıkın.
Bu çağrı siyasetin üstündedir.
Çünkü mesele parti meselesi değildir.
Mesele memleket meselesidir.
RTÜK görev yapacaksa şimdi yapmalıdır.
Televizyon kanalları sorumluluk alacaksa şimdi almalıdır.
Kimse kusura bakmasın.
Aile hayatı ekran malzemesi değildir.
Acı, reyting hammaddesi değildir.
Kamu ciddiyeti, stüdyo dekoru değildir.
Devlet, televizyonda taklit edilmez.
Bir milletin ahlakı reklam arasına sıkıştırılamaz.
Bir toplumun sinir uçları reyting uğruna zorlanamaz.
Ve artık şu cümleyi herkes duysun:
Devletin ciddiyeti korunacak.
Aile mahremiyeti korunacak.
Toplumun ruh sağlığı korunacak.
Çünkü bir toplum önce ekranda yıpranır.
Sonra dilde çözülür.
Sonra hayatta dağılır.
Asıl mesele budur.
Yorumlar (0)
Tüm Yazıları