10 Temmuz 2026 - Cuma

TRUMP’IN GÖRDÜĞÜ, AVRUPA'NIN TİTREDİĞİ GERÇEK

.

Yazar - Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI
Okuma Süresi: 6 dk.
Mehmet Talaslı  KURUMSAL GELİŞİM MİMARI

Mehmet Talaslı KURUMSAL GELİŞİM MİMARI

-
Takip EtGoogle News


Batı yine aynı nakaratı okuyor.
"Bitti o iş" diyorlar.
Bitmedi.
İstanbul’un taşına toprağına sor, sana anlatsın.
Hafıza burada duruyor.
Adı, bin yıllık devlet aklı.
Adı, medeniyet liderliği.
Kuru bir unvan falan değil.
Bayağı bayağı nabız bu.
Trump mesela...
Tüccar başkan.
Tankı sayıyor, topu sayıyor.
Ama asıl saydığı başka.
İki milyar yürek var dünyada.
Dağınık. Puslu. Lidersiz.
Endonezya kalabalıkmış...
Pakistan gençmiş...
Geçiniz.
Çatı yoksa, rüzgâr bile esmeye üşenir oralarda.
Peki o çatı nerede kuruldu?
Burada.
O büyük sancak nerede dalgalandı?
Burada.
Kılıç nerede kuşanıldı?
Bu topraklarda.
Ruh nerede?
Hâlâ İstanbul’da.
Türk devlet aklının ta en dibinde.
NATO koridorlarında sıkılan eller...
Brüksel’in o soğuk, suratsız ışıkları...
Atina’da mehterle titreyen duvarlar...
Protokol falan değil bunlar.
Açıkça nabız tutuşu.
Avrupa tir tir ürperiyor.
Çünkü karşılarında sıradan bir kişi yok, bir hafızanın ta kendisi var.
Doğal liderlik dediğin şey, sandıktan çıkan oyla ölçülmez.
Kimi zaman bir secde izinden okunur.
Kimi zaman o tarihi sancağın gölgesinden.
Peki son NATO zirvesi ne dedi?
Doğu kanadına güç yığılacakmış. Caydırıcılık sertleşecekmiş.
Savunma harcamasında yüzde 2 barajı artık "taban" olacakmış.
Terörle mücadeleymiş, hibrit tehditlere ortak karşılıkmış...
Karadeniz-Akdeniz hattında enerji güvenliğiymiş...
Savunma sanayiinde dışa bağımlılık azalacakmış.
Satır arasına bakıyorsun... Daha da net.
Türkiye olmadan bu tablo eksik kalır!
Çünkü bu saydıklarının hepsi, haritanın o kalın çizgileriyle değil, o büyük coğrafyanın incecik çizgileriyle kesişiyor.
Karadeniz’in kapısı.
Akdeniz’in kavşağı.
Kafkas koridoru.
Balkanların eşiği.
Hepsinin anahtarı tek bir kemerde duruyor.
Ve o kemerdeki kılıç kınındadır.
Kın, unutmak için değildir.
Günü geldiğinde şak diye çekmek içindir.
Macron sokakta tokat yer.
Afrika, "hadi yallah" der.
Ama Anadolu irfanı sahneye bir adım atar, meydan dalga dalga olur.
Niye?
Siyasi amigoluktan değil.
Ezanla ayarı tutmuş bir bilinçaltı bu.
Coğrafya hâlâ o tarihi mirası fısıldıyor: Büyük Birlik.
Adres belli: İstanbul.
Batı’nın asıl korktuğu kur falan değil, faiz değil.
Korku, hafızanın ta kendisidir.
O medeniyet şuuru bir uyanırsa, taş yerinden oynar, biliyorlar.
F-35 havucu, yaptırım sopası... Hepsi bu yüzden.
Hesap vakti geldiğinde, paranın susup mananın konuşacağını adım gibi biliyorlar.
Çünkü o kılıcın kabzası, bin yıldır aynı elde duruyor.
Tesadüf diyen çıkacaktır.
Taşlar sessizce diziliyor, o ince düğümler atılıyor.
Kimi konjonktür der, kimi kader.
Ben açıkça "plan" derim.
Yüzyıllık bir sabrın el işidir bu.
Duvarda bir saat asılı. Üstünde 2030 yazıyor.
Kimine romantik gelebilir.
Bana göre coğrafyanın ezan vaktidir.
Zirve kararlarıyla bağı kuralım hemen.
Yüzde 2 tabanı mı?
Türkiye yıllardır sahada bu yüzde 2’nin hakkını zaten veriyor.
Onların kâğıdı yeni yeni yetişiyor, bizim saha çoktan maratona kalkmış.
Doğu kanadı güçlensinmiş.
Doğu’nun ruhu nerede güçlenecek?
Haritayı çizen kalemin mürekkebi İstanbul’dan akar!
Terör ve hibrit tehdit mi?
Bu toprakların refleksi, o NATO dokümanlarına girmeden çok önce sokakta yazıldı, sınırda yazıldı.
Tedarik zinciri mi?
İHA’sı, SİHA’sı, motoru... Bağımsızlık dendi, çatır çatır yapıldı.
Müttefik dediğin adamlar, satır arasında bunu bal gibi "model" diye okuyor.
"Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde o manevi sancak masanın ortasına konur" cümlesi boş bir hamaset değildir.
İşte bu kararların altındaki kapı gibi dipnottur.
Çünkü o metinlerde "caydırıcılık" yazar, "dayanışma" yazar.
Ama o koridorların asıl dili şunu söyler:
Türkiye sadece bir üye değildir.
Mihverdir.
Amerika bilir.
Çin bilir.
Avrupa çok daha iyi bilir.
Kudret, nükleer başlıkla ölçülmez.
Aynı ufka bakan o kalplerle ölçülür.
Sancak rüzgâr ister, kılıç dirayet.
İkisi de ruha yaslanmadan ayakta duramaz.
Türkiye o ruhun karargâhıdır.
Fatih’in niyeti, Yavuz’un cesareti, Abdülhamid’in feraseti süzülür, bugüne iner.
Büyük laflar mı?
Evet.
Küçük cümleyle büyük hakikat taşınmaz.
2030 sıradan bir tarih değildir, koskoca bir iddiadır.
O tarihi mirası bir nostalji sananların değil, nizam ve adalet diye okuyanların omuzlarındaki bir iddia.
Son sözüm şu:
Zirvenin o süslü kararları kuşe kâğıtlarda dursun.
Kâğıt dediğin uçar gider.
Sancak ise yükselir.
Tarih kendi yatağına dönerken, bize düşen tek şey var:
Korkmadan, eğilmeden, dimdik durmak.
Çünkü NATO metinleri sadece satırları okur.
Tarih ise... Satır arasını.
O satır aralarında yazan nihai gerçek de şudur:
Zamanı geldiğinde o kılıcı çekecek irade, hâlâ buradadır!

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları