ACININ SİYASETİ Mİ?
.

Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
-Maltepe Dumlupınar İlkokulu Anaokulu öğrencisi Efe Boz…
Henüz 6 yaşındaydı. 2010 yılında okul tuvaletinde lavabonun üzerine düşmesi sonucu hayatını kaybetti. Hepimizi derinden sarsan, tarifsiz bir acıydı bu.
O günlerde kamuoyunun ortak duygusu çok netti: Adalet.
Bir daha benzer acıların yaşanmaması için sorumluların ortaya çıkarılması ve gerekenin yapılması…
Biz de bu süreçte, yaşananları ilk günden itibaren takip ettik. Bir annenin feryadına kulak vermek, onun adalet arayışına destek olmak insani bir sorumluluktu. Nitekim öyle de yaptık.
Dava süreci kolay olmadı. Tam dört yıl sürdü.
Mahkeme, okul müdürüne 3 yıl 4 ay, taşeron firma yetkililerine ise 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
Bu karar, en azından hukuki anlamda bir sorumluluğun tespit edildiğini gösteriyordu.
Ancak toplum vicdanında açılan yara, verilen cezalarla kapanmadı. Çünkü ortada geri gelmeyecek bir hayat vardı.
Zaman ilerledikçe, bu trajedinin kamuoyundaki yansıması da değişmeye başladı. Başlangıçta yalnızca bir annenin haklı isyanı olarak görülen süreç, giderek farklı bir zemine taşındı. Eleştiriler, hukuki sorumluluktan çıkıp siyasi bir tartışma alanına yöneldi. Olay, yalnızca yaşanan ihmalin sorgulanması değil, daha geniş bir siyasi hesaplaşmanın parçası haline getirildi. Acıdan siyasete uzanan yola dönüştü…
Anne Nurdan Boz’un da bu süreçte aktif siyasete adım atmasıyla birlikte, bu algı daha da güçlendi. Cumhuriyet Halk Partisi saflarında yer alması ve ardından yerel siyasette yükselmesi, tartışmaları beraberinde getirdi.
Şimdi soru şuydu; Bu bir hak arayışı mıydı, yoksa siyasi dönüşüm mü?
Elbette herkesin siyaset yapma hakkı vardı. Elbette bir vatandaş, yaşadığı acıdan yola çıkarak toplumsal mücadeleye katılabilirdi. Ancak burada asıl tartışılması gereken mesele şuydu: Bir trajedi, ne zaman ve nasıl siyasetin konusu haline gelir? Yoksa bu acının siyasallaştırılması mıydı? Tüm bu tartışmaların ortasında asıl kaybedilen ve unutulan ise çoğu zaman gözden kaçtı. Unutulan Efe Boz’un kendisiydi.
Bana göre bir çocuğun hayatı, siyasi tartışmaların gölgesinde kalmamalıydı. Onun adı; polemiklerle değil, çocukların güvenliğini artıracak somut adımlarla anılmalıydı.
Bu olay bize önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Acılar üzerinden yürütülen her tartışma, dikkatli bir denge gerektirir. Adalet arayışı ile siyasi söylem arasındaki çizgi inceldiğinde, kamu vicdanı da sorgulamaya başlar. Bugün dönüp bakıldığında sorulması gereken soru şu: Efe Boz’un ardından yürütülen süreç, gerçekten onun hatırasına hizmet mi etti, yoksa başka hesapların gölgesinde mi kaldı? Cevabı herkes kendi vicdanında verecek.