RAMAZANIN ARDINDAN
.

Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
-Bir Ramazan’ı daha geride bırakıyoruz. Eskiden mahalle aralarında kurulan sofraların, kapı kapı dolaşan paylaşma ruhunun yerini bugün daha çok organizasyonların aldığı bir dönemden geçiyoruz. “Nerede o eski Ramazanlar” cümlesi belki de bu yıl hiç olmadığı kadar sık kuruldu. Elbette bunun birçok nedeni var; ülkenin içinde bulunduğu atmosfer, çevremizdeki gerilimler, siyasetin dili… Ama benim dikkat çekmek istediğim mesele, Maltepe’de düzenlenen iki ayrı iftar programı.
İlki CHP cephesinden… İlçe Başkanı Kenan Otlu’nun ev sahipliğinde, belediyeye ait bir mekânda verilen iftar. Daha ilk andan itibaren akıllarda bir soru: Bu organizasyonun maliyeti kim tarafından karşılandı? Siyasi bir etkinlik ile belediye imkânlarının sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor? Salona baktığınızda, ilçe başkanı ile belediye başkanının sürekli yan yana olduğu bir görüntü dikkat çekti. İlçe başkanının masaları tek tek dolaşıp herkesle tokalaşması, “hoş geldiniz” demesi kuşkusuz olumlu bir tablo. Ancak aynı ortamda belediye başkanının daha çok kendi masasında kalması, vatandaşla temasın sınırlı olması da gözden kaçmadı.
Programın genel havası ise bir iftar davetinden çok, sanki bir protokol yemeğini andırıyordu Masalar arasında sürekli bir hareketlilik, fotoğraf çektirme telaşı, Gazetecilerin bir kısmının iftara katılmaması, katılanların çoğunun Belediye Başkanı Esin Köymen’in konuşması sırasında salonu terk etmesi… Bu görüntü başkan ile basın arasındaki mesafenin de somut göstergesiydi aslında.
İftar öncesi ve sonrası dualar edildi, Kur’an tilaveti yapıldı ancak atmosfer eski samimi iftar ruhunun olmadığını gösterdi. Sanki herkes orada bulunmak zorunda olduğu için bulunuyordu.
***
Gelelim AK Parti’nin geleneksel “Vefa İftarı”na…
Burada da tablo çok farklı değil, sadece sorunların şekli değişmiş. AK Parti Maltepe İlçe Başkanı Serkan Bahadır tarafından yaklaşık 60 bin kişiye davet mesajı gönderildi, üç binden fazla kişi davete katıldı. Ancak kapalı alanın kapasitesi sadece 1000 kişilikti. Geri kalan vatandaşlar dış alanlara yönlendirildi. Bu da daha baştan organizasyon planlaması konusunda yanlış yapıldığının göstergesiydi. Yer bulamayan, sıkışıklık nedeniyle rahatsız olan ve hatta bu yüzden iftarı açmadan gidenler oldu. Programda bir protokol düzeninin bile oluşturulamaması, sonradan alelacele masa kurulması da organizasyon eksikliğini ortaya koydu. Üstelik bu karmaşadan gazeteciler de nasibini almış; onlar için de herhangi bir yer ayrılmamıştı.
Bir başka dikkat çekmek istediğim konu ise “yelek” meselesi. Önce CHP’de başlayan, şimdi yaygınlaşan bu ayrımcı görüntü… Metrolarda ya da başka yerlerde görevlilerin yelek giyerek iftarlık dağıtması, kendilerini halktan ayırması neyin göstergesi? Bu tür semboller gerçekten gerekli mi? Kendi kıyafetinizle hizmet etmek zor mu, yoksa mesele sadece görünür olmak mı?
Sonuç olarak; iki farklı siyasi partinin iftar programı, iki farklı organizasyon gibi görünse de aslında ortak bir noktada buluşuyor: Samimiyet eksikliği. Ramazan’ın ruhundan uzak, daha çok “görünme” ve “gösterme” üzerine kurulu organizasyonlar… Belki de artık asıl soruyu sormanın zamanı geldi: Biz gerçekten iftar mı veriyoruz, yoksa sadece iftar organizasyonu mu yapıyoruz?