21 Haziran 2026 - Pazar

KÖPRÜYE SADECE GEÇİŞ SAYISIYLA BAKMAK!

.

Yazar - Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ
Okuma Süresi: 5 dk.
Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ

Cengiz Doğan STRATEJİK ANALİZ

-
Takip EtGoogle News
Türkiye'de ne zaman Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan bir köprü, otoyol ya da tünel gündeme gelse, tartışma genellikle tek bir noktaya sıkışıyor: Garanti geçiş ücretleri. Oysa meseleye sadece “kaç araç geçti, ne kadar garanti ödendi?” penceresinden bakmak, büyük resmi görmemek anlamına geliyor. Çanakkale Boğazı'nı düşünelim. Yıllarca insanlar feribotlarla karşıya geçti. Hava şartları nedeniyle seferlerin aksadığı, uzun kuyrukların oluştuğu günler yaşandı. Bölgenin ekonomik potansiyeli ise sahip olduğu imkanların gerisinde kaldı. Sonra devlet çıktı ve dedi ki; “Buraya bir köprü yapılacak. Ancak bu kadar büyük bir yatırımın finansmanını özel sektör üstlenecekse, belli ölçüde gelir garantisi vermem gerekir.” Şirket ihaleyi aldı. İnşaata başladı. İşte çoğu kişinin gözden kaçırdığı nokta tam da burada başlıyor. Köprünün yapımında kullanılan çimentodan demire, kablodan elektronik sistemlere kadar alınan her malzeme için vergi ödendi. Taşeron firmalar çalıştı, nakliyeciler çalıştı, mühendisler çalıştı, işçiler çalıştı. Her maaştan gelir vergisi kesildi, sigorta primi ödendi, stopaj ödendi. Tedarik zincirinin her halkasında devlet vergi tahsil etti. Yani devlet, köprü tamamlanmadan önce bile önemli bir ekonomik hareketlilikten gelir elde etti. Köprü işletmeye açıldıktan sonra da süreç bitmedi. Araçlar geçtikçe akaryakıt tüketimi değişti, lojistik maliyetleri düştü, zaman tasarrufu sağlandı. Otoyol üzerindeki dinlenme tesisleri açıldı. Restoranlar, akaryakıt istasyonları, bakım işletmeleri, güvenlik hizmetleri ve lojistik merkezleri oluştu. Buralarda çalışan binlerce insan istihdam edildi. Bu işletmeler kurumlar vergisi ödedi, KDV ödedi, çalışanları gelir vergisi ödedi. Bir başka ifadeyle devlet sadece köprünün kendisinden değil, köprünün oluşturduğu ekonomik ekosistemden de sürekli gelir elde etmeye başladı. Üstelik bu yatırımların etkisi yalnızca vergi gelirleriyle sınırlı değil. Bir bölgeye ulaşım kolaylaştığında sanayi yatırımları artıyor. Yeni fabrikalar kuruluyor. Turizm canlanıyor. Tarım ürünleri daha hızlı pazarlara ulaşıyor. Gayrimenkul değerleri yükseliyor. Limanlar daha etkin çalışıyor. Ticaret hacmi büyüyor. Çanakkale Köprüsü'nün açılmasının ardından bölgede oluşan ekonomik hareketlilik bunun somut örneği. Peki devletin ödediği garanti ücretleri ne oluyor? Aslında burada gözden kaçan husus şu: Devlet bir taraftan garanti öderken diğer taraftan yatırımın ürettiği ekonomik faaliyetlerden sürekli vergi topluyor. İnşaat aşamasında alınan vergiler, işletme döneminde oluşan vergi gelirleri, yeni yatırımların oluşturduğu ekonomik katkılar ve zaman tasarrufunun ülke ekonomisine etkileri birlikte değerlendirildiğinde, garanti ödemelerine sadece gider kalemi olarak bakmak eksik bakış açısıdır. Dünyanın birçok ülkesinde Yap-İşlet-Devret modeli tam da bu nedenle kullanılıyor. Çünkü devletler her yatırımı kendi bütçelerinden ve peşin kaynakla yapmak zorunda kalmadan büyük altyapı projelerini hayata geçirebiliyor. Özel sektör finansmanı sağlıyor, riski üstleniyor, yatırımı gerçekleştiriyor ve belirli bir süre sonunda tesis devlete devrediliyor. Bugün kullandığımız birçok köprü, otoyol, havaalanı ve tünel belirlenen işletme süresinin sonunda hiçbir bedel ödenmeden devletin mülkiyetine geçecek. Elbette her proje eleştirilebilir. Verilen garantilerin miktarı, sözleşme şartları ve maliyet hesapları tartışılabilir. Bu demokratik bir haktır. Ancak tartışmayı sadece “şu kadar araç eksik geçti, şu kadar ödeme yapıldı” seviyesine indirgemek doğru bir yaklaşım değildir. Bir köprünün değeri yalnızca üzerinden geçen araç sayısıyla ölçülmez. O köprünün sağladığı zaman tasarrufu, oluşturduğu ekonomik canlılık, yarattığı istihdam, topladığı vergiler, bölgesel kalkınmaya katkısı ve gelecekte devlete bırakacağı kalıcı eserler de hesabın içine dahil edilmelidir. Ekonomi bazen görünen rakamlardan değil, o rakamların arkasında oluşturduğu değerden ibarettir. Özetle; köprüler de sadece iki yakayı değil, ekonominin farklı alanlarını birbirine bağlayan stratejik yatırımlardır.
#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Tüm Yazıları